Lithescan
  • Anasayfa
Serini Bul
Sign in Sign up
  • Anasayfa
Sign in Sign up
Prev
Novel Info

Confesser - Bölüm 13

  1. Home
  2. Confesser
  3. Bölüm 13
Prev
Novel Info

Kaplıcaya gitmek için ısrar ettiğim için yüzü düşük olsa da Yaren de benimle geldi, Sakarya’ya geleli iki gün olmuştu. İki gün önce alelacele evden çıkardığım için hala biraz huysuz olsa da ilk gün ben de o da neredeyse tüm gün uyumuştuk, salı gününden beri sürekli tetikte bekleyen bir hali vardı fakat il değişikliği mi yoksa tek başına olması mı bilemediğim bir durumdan kaynaklı rahat duruyordu. Geldiğimiz günün gecesi zar zor pijamalarını giydirmiştim, onun kıyafetlerini değiştirip ısıtıcıyı ayarladıktan sonra yorgunluktan sürüne sürüne Yaren’in yanına tırmanıp uyuyakaldım. Ertesi gün öğleden sonra 3’e kadar uyumayı ben bile beklemiyordum. Şaşkınca uyandığımda telefonlarımızın deli gibi arandığını görünce herkesi rahatlatma seansımız başlamıştı. Önce Kaan ve Nilgün hanımı görüntülü arayıp nerede olduğumuzu gösterirken ardından annemleri aramıştık. Babamla annem pek beceremeseler de gizliden gizliye Yaren’in durumunu anlamaya çalıştılar. Uyku sersemliği üzerinde olan Yaren bana sokulup annemleri dinlemeye çalıştığını gördüklerinde gülüp telefonu kapattılar.

İlk günümüzden hiçbir şey anlayamadığımızdan buraya kadar geldiğimizden en azından kaplıcaya ya da saunaya girmeyi teklif ettim. Başta istemediğini söyleyip, evde de zaten aynı suyun olduğunu söylese de benim sızlanmama daha fazla katlanamayıp peşime düşmüştü. Yüzümde kocaman bir gülümsemeyle eşyalarımızı ufak bir çanta içerisine yerleştirdim “Yaren aileler için ayrı olan yeri ayırttım, istersen geleneksel masajı da varmış, ona da girelim mi?” Fermuarı çektim, çantayı omzuma alırken Yaren’in yanına yaklaştım. Dışarıyı seyreden Yaren bana döndü, yukarısında kalan yüzüme baktı “Masaja da mı girmeliyiz? Sadece sıcak suya girip çıksak olmaz mı?” Tedirgince sorduğunda alnını öpüp saçlarını sevdim “İlla girmemize gerek yok, sadece hoşuna gidebileceğini düşündüğümden sordum. Biraz kaplıcada ısınalım sonrasında bir şeyler yemeğe çıkarız. Otelin dışarısında olan bir lokanta duydum, bayağı da bir ünlüymüş oraya gider karnımızı doyururuz.” Elini tutup kalkması için hafifçe çekiştirirken omuzlarını güçsüzce düşürüp kaldırdı kendini. Ayakkabılarımızı giyerken kapının yanında duran kartlıktan kartı ve anahtarı alıp çantaya attım. El ele yolda yürürken çocuklu bir çift evlerin ortasında duran küçük oyun parkında çocuklarına seslendiğini gördük. Biraz yanıma baktığımda Yaren’in az önceki izlediği noktanın burası olduğunu fark ettim, ona baktığımda gözleri bir anlık aileye takılsa da yeniden ilerisine doğru baktı. Elini hafifçe sıkıp bıraktığımda bana baktı “Sence biz de çocuğumuz olduğunda buraya tekrar gelir miyiz?” Sorumla yüzü katılaştı, elimi tutan eli soğudu. Gözlerini kaçırırken bir cevap vermedi, böylesine garip bir tepki vermesini beklemediğimden bir şey söylemeden aile hamamının olduğu yolda yeniden sessizce yürümeye başladık. Kısa bir sessizliğin sonunda Yaren ağzını açtı “Eğer çocuğun olursa.. inanıyorum ki senin kadar tatlı olurdu.” Hafif bir tonda mırıldandığında ona baktım, sözleri çok garipti, bakışları ise bu söze hiç uygun değildi. Uzaklara dalmış gözleri biraz pişmanlık birazda umutsuzluk doluydu. Parmaklarımızı birbirine dolarken hafifçe kollarımızı salladım “Çocuğun olursa ne demek öyle? İkimizin çocuğu olursa asıl sana benzer. Sen kendini hiç bilmiyorsun Yaren, böylesine sevimli ve tapılası duruyorken beni işe nasıl karıştırırsın? Cık cık cık hiç olmadı bu dediğin.” Sanki cümleyi yanlış söylemiş gibi davranıp düzelttiğimde acı bir şekilde gülümsedi, yüzündeki rahatsız edici gülümsemeyi silmek istedim. Onun aklını karıştıran her şeyi silip atmak istedim ama birden elimden hiçbir şey gelmeyeceğini düşünüyordum. Hiçbir zaman geleceğe dair hayali olduğunu duymamıştım.

Daha fazla düşünmek istemedim. Şu an yanında ben vardım, elbette hemen olmazdı ama inanıyordum ki Yaren’in de hayallerini mutlulukla bana anlatacağı günler gelecekti. Konuyu uzatmadan hamama vardık, içerideki odalardan biri için anahtar ve dolabımız için de anahtar aldık. Eşyalarımızı yerleştirip bornozlarımızı giydik, hamamın içerisine beraber girdik. Sıcak hava ikimizin de yüzüne çarpınca gözlerimizi kıstık. İçerisi standart bir banyo kadar büyüktü, iki tane yıkanma alanı vardı. Biri ayakta hızlıca kendimizi ıslatabileceğimiz bir duş alanı diğeri ise taş küvetti ve yere gömülü haldeydi. Küvetin içerisindeki su henüz açıldığı belli olan çeşmeden yavaş yavaş doluyordu, odanın sıcaklığını önemli ölçüde arttıran sıcak suya elimle dokunmaya çalıştığımda Yaren kolumu nazikçe tuttu “Eymen kaynar su o ciddi misin?” Azarlar gibi konuştuğunda gülümseyip omuzlarımı silktim “Ne kadar sıcak olabilir diye merak etmiştim ama biz buraya nasıl gireceğiz ki?” Sıcak olduğu her yerden belli olan suyun yanındaki diğer çeşmeye uzandı Yaren. Kolunu hafif çevirdiğinde birden havayı kesen buz gibi bir su çıkışı oldu. Şaşkınlıkla musluğa baktığımda Yaren bana baktı “Resepsiyondaki kadın dedi ya çok sıcak hissederseniz yanındaki musluktan soğuk su akıyor diye, duymadın mı yoksa?” Kafası karışmış bir şekilde sorduğunda düşündüm, cidden de resepsiyondaki kadın bir şeyler söylediğini anımsadım. Ama ne dediğini zerre hatırlamıyor oluşuma gülüp Yaren’in elini tuttum. Parmaklarıyla oynarken sırıttım “Sana bakmaktan kafa mı kalmış bende? Baksana gözüm senden başka bir şey görmüyor.” tatlı konuşmamın karşılığı olarak Yaren’in kızaran kulaklarını görmek hoşuma gitmişti. Hafifçe üzerine eğildim, kulağının ucunu dişledim “Burası çok sıcak olmasaydı seni ısıtmak için bir şeyler teklif edebilirdim ama.. yapmayacağım. Bugün seni güüzeelce~ yıkamak istiyorum. Olur mu?” Hevesli bir şekilde yanımda duran keseyi havaya kaldırdığımda hızlı değişen duruma ayak sağlayamayan Yaren kulağını tutup şaşkınca bana baktı.

İtirazlarını kulak ardı ettim, önce duş başlığı altında ikimizi de ıslattım ve hızla taş küvete girmesini sağladım. Taş küvetin kenarına oturdum, dizlerim suyun içerisine kadar batık haldeydi, belimdeki havlu biraz katlanmış olsa da beni rahatsız etmediğinden emin olunca Yaren’in üzerindeki bornozu tek hamlede çıkarıp gerimize fırlattım. Dili tutulan Yaren kızarmış yüzünü bana göstermedi, sırtını bana dönüp suyun içerisine omuzlarına kadar girdi. Gülerken yanağını sıkıp salladım “Bornozun üzerinden seni nasıl yıkayabilirim Yaren? Şimdi… daha önce hiç hamama gitmiş miydin?” koltuk altından tutup kendime doğru çektiğimde göğüslerini ellerini çapraz yapıp kapatmaya çalıştı. Dudaklarını sıksa da mırıldandı “Da-daha önce hiç gitmedim..” sesi sona doğru düşerken eğilip omzunu öptüm, saçlarını toparlayıp sol omzunun önüne attım “Her yerinin yanarcasına keselenme zevkini hiç tatmadın demek ki? Pekala, buradan çıktığında pestilin çıkmış olacak hazır mısın bakalım?” Ben keyifle mırıldandığımda şok olmuş gözlerle bana baktı, itiraz etmeye çalışsa da durmadım. Kollarını önce köpürtüp iyice keselediğimde ne demek istediğimi anlayan Yaren vücudunun görünmesini bile umursamadan ellerimden kaçmaya çalıştı. Göğsünden tutup yüzerek kaçmasına engel olurken kahkaha attım “Yeteeerr… kollarım yanıyor neden böyle yapıyorsun?” Yaren isyan edip kollarımdan kaçmaya çalışırken onu yakalayıp dizlerimin üzerine oturttun “Ahahahah! Dur daha sadece kollarını ve sırtını keseledim, şimdiden vazgeçersen işimiz iş seninle. Şimdi bu tatlı göbeği yıkayalım bakalım..” Yaren’i ensesinden destekleyip uzanmasını sağladığımda ellerini nereye koyacağını bilemeden bir eli özel bölgesini kapatıp diğerinin koluyla göğsünü kapatmaya çalıştı. Gülüp eğildim, ayva göbeğini öpüp biraz ısırdım. Dişlerimin altındaki eti hafifçe çiğnediğimde dizleri bükülüp inledi “nnngghh… neden sürekli beni ısırıyorsun.. gıdıklanıyorum Eymen..” dilim ısırdığım yere sürtünüp göbek deliğine ulaştığında ellerimden biri sinsice kalçasına ilerledi. Parmaklarım kaba eti yoğururken yolunu buldu, vajina girişine sürtündü. Islak bölge parmaklarımla titredi, daha fazla sıvı akıttı. Yaren gözlerini sımsıkı kapatıp bacaklarını ve kollarını çapraz yaparak kendini korumaya çalışır gibi ufaldığında kollarımda titremesi beni durdurdu. İstemediği hiçbir şeyi yapmayacağıma dair kendime yemin etmiştim, şu an böylesine titreyen Yaren’e karşı ne yapıyordum ben.. hızla toparlandım, canım yansa da geri çekildim. Yaren’i küvetin içerisine bıraktım, sendeleyerek ayağa kalktım. Küvetin içerisine geri dönen Yaren kafası karışmış halde bana bakıyordu. Rahatsızca gülümseyip sırtımı Yaren’e dönüp oturma kısımlarına bacaklarımı açıp oturdum. Derin bir nefes alıp durulmayı beklerken Yaren’in zayıf sesi arkamda yankılandı “Eymen, ne oldu? Neden oraya gittin?” Kendi halime acıyıp gülerken gözlerimi kapatıp kafamı hafif yan yatırıp Yaren’in dudaklarımı görebileceği şekilde konuştum “Bir şey yok sadece buradan çıktıktan sonra gitmek istediğim birkaç yer olduğundan kendimi tutuyorum.. şu an devam edersem buradan çıkmamız ancak senin bayılmanla olacak Yaren.. sen yıkanmaya devam et ben biraz daha sakinleşeyim yanına geleceğim.”

Halime sinirlenip yüzümü aşağı eğdiğimde arkamdan Yaren’in fısıldamasını duydum. Ne dediğini anlamadığımdan arkamı döndüğümde küvetin içinden çıkmıştı. Yavaşça yanıma yaklaşıp elini omzuma koyduğunda yukarıdan yüzüne baktım, kireç gibi beyaz yüzü bir şeylerin ters gittiğini hissettirdi “Ama sen şimdiye kadar hiç durmamıştın.. neden?” Sesiyle irkilirken gözlerindeki panik ve korkuyu iliklerimde hissettim. Gözlerimiz ayrılmazken elim ona doğru uzandı, benden önce davranıp havada duran elimi yakalayıp sıkıca tuttu “Evlendiğimizden beri asla böyle bir şey yapmadın.. neden duruyorsun? Yoksa Alev’in dedikleri mi hala aklında?” Telaşlı gözleri gözlerimin arasında mekik dokurken teni git gide daha solgun hale geliyordu. “Yaren yanlış anladın.. burası çok sıcak diye ben..” Elimi tutan elini nazikçe bırakmaya çalıştım, beline sarılmak için hamle yapsam da elini bırakmaya çalışan elime inanamaz gözlerle baktı bir adım geri çekildi. Elimden kayan eli yanına düşerken bana şok olmuş gözlerle bakıyordu “Hayır hayır, yanlış anladın bak valla öyle bir şey yok. Beni dinle lütfen..” ayaklanırken önünde durdum, yere sabit bakan Yaren’in kollarını nazikçe tutup bana bakması için kendime doğru hafifçe çektim “Şimdi burada sevişirsek hem aşırı buhardan başımız dönecek hem de yemek yemeğe gidemeyeceğiz, demedik mi çıkınca gezelim diye? Gece.. gece var daha neden telaş yapıyorsun?” Kolunu sıvazlarken dizlerimi büküp yüzünü görmeye çalıştım. Titreyen bedeni birden durdu, vücudu yere yığıldı. Yere düşmek üzere olan Yaren’i telaşla yakalayıp çömeldim. Ellerim titreyip yüzündeki saçları çekerken mırıldandım “Yaren.. bak, şaka yapıyorsan eğer cidden kızarım. Yaren.. yaren.. YAREN!” Ne kadar sarsarsam sarsayım kollarımda ölü biri gibi savrulması beni daha telaşlı hale getirdi.

Birden burnundan ince bir kan sızıntısı geldi, elimi ıslattı. Korkunun beynimi ele geçirdiğini hissedip telaş yaptım. Kucağıma alıp hızla soyunma kabinine girdim, oturakların üzerine Yaren’i yatırdım yüzünü yan çevirip çenesini araladım. Dilinin kaçmadığından emin olmak için tutup dışarı çektiğimde kapı dışarıdan tıklandı “Efendim sanırım bağırdığınızı duyduk-“ “Hemen lütfen bir doktor çağırın eşim bayıldı!” Yaren’in üzerine yanımızda getirdiğim büyük havluyu sarıp vücudunu kapatırken deniz şortumu altıma geçirip Yaren’in yüzüne geri döndüm. Ellerimin titremesinden saçlarını bile düzgün toparlayamıyordum, gözlerim dolu dolu bembeyaz uyuyan yüzünü izlerken kalbim çıkacak gibi hissettim. İçeri sağlık personelleri girdiğinde Yaren’in yanında durmak istesem de dar alandan dolayı yanından uzaklaşmak zorunda kaldım. Şimdi ne yapacağım? Alperi mi yoksa Kaan’ı mı aramam lazım? Ya da önce Can’ı arayıp buraya gelmesini mi istesem? Kahretsin! Ne bok yiyeceğim.. kapının önünde çaresizce dikilirken odaya yeniden baktım. Bayan personeller hem Yaren’in sağlık durumuna bakıyor hem de benim onlara verdiğim kıyafetleri kuruladıkları Yaren’e giydiriyorlardı. Endişeyle kapının önünde dururken Yaren’in nabzını ölçüp ilk değerlendirmesini yapan kadın bilgi almaya önümde durduğunda ancak ona baktım “Ne oldu? Çok mu ciddi durumu?” Kadın kafasını iki yana sallarken elindeki kağıtları hafifçe kaldırdı “İzniniz olursa, birkaç soru sormak istiyorum hasta hakkında. Vereceğimiz ilaçları bu cevaplarınıza bağlı olarak seçeceğiz. Öncelikle kronik bir rahatsızlığı ya da düzenli kullandığı bir ilacı var mı?” Soruların hepsini bildiğim kadarıyla cevaplarken yeni kullanmaya başladığımız haplardan da bahsettim. Kağıda üstten yeniden bakan kadın kafasını hafifçe salladı “Sanırım panik atak geçirmiş, stres ve üzüntü olsa gerek vücudunun bu durumu kaldırmasını engellemiş. Sıcak buharın da etkisi var ama daha çok strese bağlı bir durum gibi görünüyor. Ona şimdilik serum vermeyeceğim, kullandığı ilaçlarla yan etki yapmasından endişeleniyorum. Sadece uyandıktan sonra bol bol sıvı tüketmesi gerekiyor. Mümkünse de biraz dinlensin, stresini atsın. Eğer yine benzer bir durum olursa resepsiyona bilgi verirseniz hızlıca geliriz, bilgilerinizi bu otelden çıkana kadar öncelikli listeye kaydedeceğim. Çok geçmiş olsun.”

Teşekkür edip Yaren’in yanına geçtiğimde kapalı göz kapaklarını sevdim. Savunmasız bir şekilde yatıyor olması hala kalbimi sıkıştırsa da yapacak bir şey yoktu, buraya gelirken hazırladığımız çantayı gelişigüzel kapatıp omzuma alıp Yaren’i kucakladım. Kollarımda yığılı halde uzanan Yaren’in yüzüne baktıkça kendimi kötü hissediyordum. Eve vardığımızda akşam 7’ye geliyordu saat. Telefonlarımızı da evde bıraktığımızdan saati ancak eve geldiğimde fark edebildim. Yaren’i nazikçe yatağa yatırdım, ne olur ne olmaz diye kafasını yana yatırıp üzerini hafifçe örttüm. 40 dakikaya yakındır uyanmamış olması artık endişelenmeme eklenen sebeplerden biri olma yolunda ilerliyordu. Telefonumu alıp kararsızca telefona baktım kimi ilk aramalıyım? Kime ulaşacağımı bilemez halde yatağın yanında otururken Yaren’in bacaklarının hareket ettiğini fark ettim. Kafamı sola çevirdiğimde gözlerini sıkan Yaren gözlerini hafifçe araladı, puslu bakışı çevreyi tararken birden gözleri açıldı doğrulmaya çalıştı. “Dur dur neden acele ediyorsun?” Omuzlarını tutup ani hareketini engellerken ellerime tutunup kafasını eğdi, derin birkaç nefes aldı. Sonunda bana baktığında korkulu gözlerini yeniden gördüm. Bu bakışı kalbimi deşiyordu, dudaklarımı sıkıp Yaren’e sarıldım. Sarılmamı takiben yavaşça uzandığında göğsüne alnımı sürttüm “Ben.. ben seni bayılmış görünce ne yapacağımı bilemedim.. çok korktum..” titreyen nefesimle konuşmaya çalıştığımda Yaren yavaşça sırtıma tutundu, onun kararsız hareketiyle ona daha sıkı sarıldığımda dayanamayıp bana sıkıca sarıldı. İkimiz de bir süre birbirimizin nefes sesini dinlerken Yaren’in ağladığını hissedebiliyordum. Üzerinde yükselip yüzüne baktığımda usul usul akan yaşlarını fark ettim, titreyen elim yanağını kavradı baş parmağım kirpiklerini severken nemi aldı “Neden ağlıyorsun? Senin değil benim ağlamam gerekmez mi? Hm, Yaren.. lütfen neden ağladığını söyle..” alnımızı birleştirip gözlerimi kapadım. Küçük dudaklarından kaçan sıcak nefes çeneme çarpıyor küçük iç çekişlerini dinleyip üzülüyordum. Sırtıma sıkıca tutunan elleri biraz daha sıkıldığında iç çekip mırıldandı “Korktum. Sen de gideceksin sandım ben de.. çok korktum Eymen.. ben ne yapmam gerekiyor bilmiyorum.. seni bırakmayı hem istiyorum hem de istemiyorum..” çatlamış sesiyle mırıldanırken yüzüm ekşidi, omuzlarını sarıp kendime çektim.

Ağlaması şiddetlenirken omuzlar titredi “Ben.. boşanmak istemiyorum ama olmaz.. hayır.. yapamam bunu sana..” kelimelerin belli bir uyumu olmadan mırıldanışını dinledim, saçlarını ve sırtını sevdim derin bir nefes aldım “Peki benim fikrimi sormayacak mısın Yaren? Evlenirken ikimizin fikri soruluyor da neden boşanırken sadece kendi fikirlerini düşünüyorsun?” Çok sert çıkmadığını umduğum bir tonda sorduğumda sessizce ağlamaya devam etti. Sabırla beklesem de istediğim cevabı alamayacağım belli olmuştu. Yüzümü ona doğru çevirdiğimde boşluğa bakıyordu gözleri. Sessizce sanki hiçbir şey düşünmüyor gibiydi, eğilip dudaklarına bir öpücük kondurduğumda titredi gözlerini kırptı. Bir kez daha ona baktığımda sadece ağladığını gördüm “Bana güvenmiyor musun yoksa?” Sorumla bana bakıp gözleri genişledi “Hayır.. hayır. Öyle bir şey değil Eymen.. senden başka kime güvenebilirim bu hayatta.” Elleri yüzümü sevdi ama yüzünde acı bir gülümseme vardı artık “Ben, saçmaladım.. özür dilerim. Bir daha böyle bir şey olmayacak söz veriyorum.. üzgün yüzünü görmek istemiyorum, ne yapacağımı bilemiyorum. Bak ben iyiyim üzülme artık.” Hafifçe doğrulduğunda yatağa geri oturdum, ellerini tutup yanaklarıma bastırdım gözlerimi ona acınası biriymişim gibi diktim. Sıcaklığını tekrar hissettiğimde içim az da olsa rahatlıyordu, bir saat önceki soğumuş bedeni biraz daha sıcak hissettirmesi bencilliğimle birleşti ona karşı daha sitemkar hissetmeme sebep oldu. Dudaklarımı büzüp ona baktım “O zaman neden böyle davranıyorsun? Boşanmaktan bahsedip bir de kollarımda bayıldın. Ne yapacağımı bilemedim.. bir daha olmayacak değil mi? Bir daha boşanmaktan bahsetmeyeceksin di mi?”
Teyit almak istedim artık bu saçmalıkları duymayacağımdan emin olmak istedim. Çocukça bir şımarıklıkla sorduğumda Yaren bana baktı, bir şey demeden bakarken elleri yavaşça indi ellerimiz birleşti. Dudaklarını kemirirken kafasını çevirip üzerindeki örtüyü kaldırdı. Kalkarken izlediğim Yaren’e bir kez daha sordum “Bundan sonra böyle düşünceler olmayacak değil mi Yaren? Bana cevap ver yalvarırım.. neden sorumdan kaçıyorsun?” Bileğini yakalayıp sorduğumda elime bakıp bana döndü, kaşları kalktı gülmeye çalışır gibi dudakları gerildi “Sonra konuşsak olmaz mı? Ben pek iyi hissetmiyorum kendimi.” Sorudan kaçtığında dişlerimi sıktım, ayağa kalkıp karşısında durdum “Neden benden kaçıyorsun? Bana anlat her şeyi, neden benimle paylaşmıyorsun ben senin kocan değil miyim? En başından beri senden başka kimseye inanmayacağımı söyledim ya, sessiz kalma.” Artık daha fazla içimde tutamadan sesim yükseldiğinde geri adım attı, o her geri adım attığında ben de üzerine yürüdüm “Sana ne olduğunu sormak istiyorum ama sorarsam kalbin kırılır, üzülürsün diye soramıyorum. Ne zaman bir şey beklesem senden asla bir adım alamıyorum..” sonunda sırtı duvara değdiğinde önünde durup kollarımı iki yanına sabitledim “Neden kızmıyorsun? Her şeyi içine atıp kendi kendine çözmeye çalışıyorsun. Artık senin beni sevdiğine inanmıyorum yalvarıyorum bir şeyler söyle artık!” Sonunda bağırdığımda Yaren kollarını kaldırıp kafasını çevirmişti. Sanki dayak yemekten korkan biri gibi durduğunda ne yaptığımı fark edip durdum, bir adım geri çekildim kollarının arasında sıktığı yüzüne baktım ben ne yapıyorum..

Ellerimi duvardan çektim, aynı anda Yaren duvarda yere kaydı. “Neden benden korkuyorsun.. ben sana hiçbir zaman zarar vermedim ki..” kırılmış sesim kulaklarıma ulaştığında ağzımı kapadım. Ben değildim başkasıydı.. onu bu denli korkutan başkasıydı ama şimdi.. midem bulanıyormuş gibi hissettim, geri gittim “Özür dilerim.. ben.. özür dilerim.” Odadan çıktım, Yaren’in ne halde olduğuna bakmadan kaçtım. Dışarı çıkabildiğimde boğazımdaki yumru ne kadar yutkunsam da geçmiyordu. Kapıyı ardımda kapattım yere çöktüm, neden böyle olmuştu anlayamamıştım. Onu bu denli korkutan kötü hissettiren şey neydi anlayamıyordum. Karanlık gökyüzünde ay bir görünüp bir kayboluyor, dakikalar geçtikçe havanın sıcaklığıyla vücut sıcaklığımda düşüyordu. Tam olarak nerede hata yaptığımı anlayamıyordum, havuzdaki konuşmalarımızı düşünüp durdum. Daha önce böyle davranmıyordum da neydi? Ortasında durmamdan mı bahsediyordu yoksa aşırı ilgili olmam mı? Hangi durum kafasını karıştırmıştı, neden panik yaşayıp bayıldı? Anlamakta güçlük çektikçe gözümün önünde duran duvardaki hali geliyordu. Alnıma vurup kendime kısık sesle küfür ederken sırtımı yasladığım kapı açıldı. Sırtımı kapıdan çektiğimde üzerinde hırka ve elinde de montla Yaren’i gördüm. Kızarmış gözleri beni gördüğünde yumuşadı hafif kısıldı, üzerime montumu yerleştirirken kollarımı sıvazladı “Eve mi dönsek Eymen? Çok yoruldun iki gündür, gel eve dönelim biraz annenlerde kal. Tatil diye izin aldın ama seni yormaktan başka bir şey olmadı..” çocuk ikna eder gibi yumuşak bir tonda mırıldandığında kafasında neler geçtiğini çok merak ettim. Şu an cidden eve geri mi dönmek istiyorsun Yaren, evde seni tek başına bırakmamı neden istiyorsun? Şu an bir santim bile senden ayrı kalmak istemesem de neden sürekli dilinde bir ayrılık konusu var.. çok şey söylemek istesem de yuttum sessizliğimi korudum. Ayağa kalkarken ona dokunmamaya özen göstererek eve yönlendirdim “Önce yemek yiyelim sonrasına bakarız..”
Yemek istemese de benim ricamla birkaç lokma ağzına giren Yaren başka bir söz etmeden kaldığımız odaya döndü. Fermuar seslerinden bavulu toparladığını anlayabiliyordum, gelme fikri bana ait olsa da dönme fikri tamamen Yaren’in seçimiydi.

Onu buraya gelmeye zorlayan ben olduğum için gitmek istediği zaman zorlayamazdım. Masadan kalktım, odaya doğru ilerledim. Yerde eşyaları katlayan Yaren’in sırtına baktım “Ben iade işlemleri için resepsiyona gidip geleceğim. Birazdan gelirim..” konuşmam sona doğru düştü yüzü bana doğru döndü. Minnet dolu bakışla kafasını salladığında diyecek başka bir şeyim kalmamıştı. Cüzdanımı ve telefonumu alıp elimde montumla dışarı yeniden çıkmıştım. Saat 10’u biraz geçiyordu, soğuk havada buharlı nefesim görünür haldeydi. Sessiz alandaki tek ses benim itina ile attığım adımlardı, çevredeki evlerin birkaçının ışığı yanıyor olsa da çoğu karanlıktı. Sabahki şen şakraklığını bırakmış olan alana bakarken ağzımdan gürültülü bir nefes çıktı. Sonunda resepsiyona vardığımda çalışan iki kişi gördüm. Yarın için çıkmak istediğimi belirtip kalmadığımız günler için iade evraklarını doldurduk. Birkaç bilgilendirmeden sonra yarın öğlene kadar anahtar teslim etmemizi istediklerini belirttiler. Teşekkür edip kartımı geri alırken duraksadım “Afedersiniz, acaba sigara alabileceğim bir yer var mı?” Benimle ilgilenen adama sorduğumda kafasını iki yana salladı “Maalesef şu an her yer kapalıdır. Bu şehir biraz erken kapatır dükkanları. Eğer çok acilse ben size bir adet verebilirim.” Adam nezaketen sorduğunda teşekkür edip bir dal sigarayla ateş istedim. Kapının önüne çıktığımda sigarayı yaktım, derin bir nefes aldım. Nikotinin beynimi uyuşturmasını, bana rahatlık vermesini her nefesimde bekledim ama baş ağrısından başka bir şey hissedemedim. Görüşüm bulanırken bir kez daha nefes aldım, hızlıca geri verdim. Kaybolan dumanı takip edip ilerledim. Sigarayı çok sık içmesem de alkolü bulamadığım zamanlarda çok kötü olduğumda içtiğimden tadı hala yanık otmuş gibi hissettiriyordu. Nikotinin damarlarımda dolaşma hissi garipti ama yatıştırıcıydı. Eve geri dönene kadar yavaşça içtiğim sigara yarı yolda bitmişti. Bitmiş olmasının acısıyla yere atıp üzerini ezdim, soğuk rüzgarın üzerimdeki sigara kokusunu dağıtmasını umarak yolumu biraz uzattım.

Evin önündeki parka geldiğimde salıncakta oturan birini gördüm, siyah montuyla salıncakta bacaklarıyla ileri geri sallanan figür tanıdık gelmişti. Uzamış kahve saçları dağınık bir şekilde omuzlarından dökülüyor, her hareketiyle hafifçe havalanıyordu. Yaren’in yanına vardığımda kızarmış burnu ve yüzüyle bana döndü sadece baktı “İadeyi gerçekleştirecekler mi?” Fısıltı tonundaki konuşmasını yakaladığımda hafifçe kafamı salladım. Anladığını belirtircesine kafasını salladığında bir şey demeden salıncakta yere baktı, yavaşça ayağa kalktı. Önümde durduğunda elini uzattı. Bana uzanmış eline baktığımda hafifçe kızardığını fark ettim. Üşümesinden korktuğum için bana uzanan eli ellerimin arasına sardım, soğumuş ellerini avuç içlerime sürtüp ısıtmaya çalıştım. Garip çabam Yaren tarafından takdir edilmişti sanırım ki bana bir adım daha yaklaşıp boşta kalan koluyla belime sarıldı. Çenesinin altına kaldırdığı ellerimizi öpüp kafasını göğsüme yasladı. Aldığı derin nefes hafif titremişti, üşüdüğü için mi böyleydi yoksa ben yokken yine ağlamış mıydı emin değildim ama önemi yoktu. Bana sarılmak istiyorsa doya doya sarılmasına izin verebilirdim. Montumun önünü açıp kucaklamasına karşılık verdiğimde hafifçe gülümsedi “Eve gittiğimizde sana kek yapmamı ister misin?” Gözleri kapalı sorduğunda onay mırıltısı çıkardım “Çilekli olsun ama. Muzlu da olabilir senin çikolatalı kekine meyve çok yakışıyor.” Olduğumuz yerde mırıldanırken kıkırdadı “Meyve de koyarsak krem şantiyle sosta isteyeceksin. Bu sefer kek olmaz, pasta olur öyle.” ne farkı vardı ki? İkisi de tatlıydı neticede. “Seni yoracaksa sevdiğin pastacıdan da alabiliriz. İlla canım çekmiyor.” yanağını sevip ısıtırken konuştuğumda kapalı gözlerini araladı “Senin için bir şeyler yapmak istiyorum, sen ne istersen onu yapacağım.” Monoton çıkan sözler sadece kekle sınırlı değilmiş gibi hissettirse de pek anlayamadım. Kafasını hafif geri çekti “Bir daha sana karşı olumsuz davranmayacağım o yüzden sigara içme olur mu? Canını sıkan bensem hıncını benden çıkar yeter.” düz yüzle söylediği korkunç sözlerle duraksadım. Normal bir şeymiş gibi söylediği sözler karşısında kaşlarımı çattım “Hıncımı çıkarmakta ne demek? Tamam, sigara içtim ama bir şeyler hıncımı çıkarmak için yaptığım bir şey değil. Ara sıra işyerindekilerle de içiyorum..” ona sinirlenmemin elime bir şey kazandırmayacağını bildiğimden açıklamaya çalıştım. Anlamamış gibi dursa da kafasını salladı “Kendine zarar verdiğini görmeyi sevmiyorum. Biri illa zarar görecekse de bu ben olayım.” Tekrar bana sarılıp konuştuğunda ne yapacağım konusunda çıkmaza düşmüştüm. Rahat bir tonda mırıldanıp bana sarılıyor olması işimi kolaylaştırmıyordu. Bir şey söylemeden ona sarılmaya devam ettim.

Sabah erkenden kalkıp arabaya atlamıştık, hiçbir kelimenin geçmediği sessiz yolculuğun son yarım saatinde Yaren gözlerini aralayıp camdan dışarı baktı. Köprüyü sabit bir hızla geçerken dışarı baktı “Bugün annenlere gidecek misin?” Bana bakmadan sorduğunda nefes verdim. Tartışmaya girmeden konuşmanın zorluğu omuzlarımı ağrıttı “Hiçbir yere gitmeyeceğim. Kendi yatağımda uyumak ve eşimin yanında olmak beni daha huzurlu hissettiriyor. İznin olursa evimde kalmak istiyorum.” Şerit değişimi yaptıktan sonra bir bakış attım “Hem bana kek yapma sözü vermedin mi? İstemiyorum gitmek falan.” Rahatça mırıldandığımda bir şey demedi kafasını salladı. Marketin önünden geçerken bir şey almak isteyip istemediğini sordum “Meyve ve krem şanti yoktu. İnip alabiliriz.” Evin yakınındaki markete arabayı park ettiğimde beni beklemeden araçtan indi, markete doğru yürüdü. Aklında yine ne geçiyordu emin değildim, dün akşamki iyi ruh hali yine dağılmış gibiydi. Arabadan inip kilitledim, yavaşça markete girdim. Market arabasıyla bir köşede meyvelere bakan Yaren’in yanına vardığımda bana baktı “Muz, çilek ve kivi alalım. Kekin yanına waffle da yaparım. Canım birden waffle çekti.” Poşeti açıp ona uzattım “İçecek bir şeyler de alalım mı?” Sorduğumda omuzlarını silkti “Bana kahve olsa yeter, kendine istediğin ne varsa alabilirsin.” Meyveleri dikkatlice seçerken mırıldandığında yan profiline baktım. Yüzünde hiçbir şey anlaşılmasa da gözaltları iki günde kararmış gibiydi. İlacı zar zor içirsem de hala iyi uyuyamıyor gibiydi. Onun için birkaç kahve çeşidi alıp arabaya attım, gözüm alkol bölümüne takıldı. Yaren evde içmemi hiç sevmediğini evlendikten sonraki ilk ay anlamıştım. Birkaç bira ve viskiyi gördüğünde yüzündeki ekşime gözümden kaçmamıştı, ‘kokusu midemi bulandırıyor.’ Tek cümlelik açıklaması içkiye olan mesafesini hissettirmişti. Kek ve waffle için aldığını düşündüğüm un reyonunda kolunu hafifçe tutup onunla sürüklendim “O zaman alkol de alabilir miyim?” Sorup yandan baktığımda vanilin paketine eğiliyordu. Bana baktı, ne kadar ciddi olduğumu tartar gibi yüzümü izledi “Eğer canın çekiyorsa elbette alabilirsin. Dün de dedim. Bundan sonra ne istersen kabulüm. İstemediğin hiçbir şey yapmayacağım.”

Sevmediği şeyleri de bu kadar kolay kabul etmesi hoşuma gitmemişti. Yüz yapar gibi kaşlarımı kaldırıp yüzümü çevirdiğimde bir şey demedi, işine devam etti. Aldıklarımızı ödeyip poşetledikten sonra arabaya ilerledik. Telefonum çalınca kim olduğuna bakmak için cebimden çıkardım, arayanın Kaan olduğunu gördüm. Elimdeki poşetleri Yaren’e verdim “İş araması, bir iki dakika bekleyebilir misin?” Arabaya binmesini bekledim, kapıyı kendi ellerimle kapatıp öne doğru yürüdüm “Alo, nasılsın?” garip bir selamlamadan sonra birkaç şey konuştuk “Aslında Alper hoca Yaren’i görmek istediğini söyledi, çok erken olacak ama görüşme ihtimaliniz var mı?” kapısı tıklandığında beklemelerin söyledi, ardından mırıldandım “Açıkçası bence de erken ama dün sanırım panik atak geçirdi. Bir saat kadar bilinçsiz kaldı kaldığımız otelin sağlık personelleri atak geçirmiş olabileceğini düşündüler. Eğer Yaren’i ikna edebilirsem iznimin son günü götürmeye çalışırım. Şu an saçma bir şekilde beni evden kovma çabasında çünkü.” Ensemi sıvazlayıp arabanın önüne oturdum. Durum artık komik bile değildi. Kaan tarafında ufak bir sessizlikten sonra onay geldi “Her şey şu an onu tetikleyebilir o yüzden ne oldu diye sormayacağım. Tedavinin ilk zamanlarına benziyor. Bizi de ilk zamanlarda itmişti, evin içerisinde kaybolurdu onu dolabında saklanırken bulurduk bu bilgiyi de sana vereyim. Sorun değil, ben Alper hocayla görüşür anlatırım. Tekrardan Yaren’e göz kulak olduğun için teşekkür ederim.”

Sorun olmadığını daha sonrası için konuşacağımızı söyleyerek telefonu kapatıp arabaya atladım. Tekrar arabaya bindiğimde Yaren’in telefonunu kurcaladığını gördüm “Kaan’la mı konuştun?” Arabayı çalıştırdığım vakit Yaren sorduğunda şaşkınca ona baktım. Sesimi duymadığından emindim “Dudak okuyabiliyorum Eymen, unuttun mu?” Hafif bir alayla güldüğünde ona baktım “Ya hayır dersem? Bu şımarık gülümseme yüzünden silinecek mi bakalım?” Ben de karşılık olarak gülüp konuştuğumda bana düz bir yüzle baktı “Benden bir şey saklamanı istemiyorum ama saklamak istersen de bir şey demeyeceğim. Alper hoca beni görmek istiyorsa olmaz. Ben istemiyorum ve daha fazla o ilaçları içmek istemiyorum. En azından bu on gün içmesem yeterli olur.” Telefonuna geri döndüğünde kaşımı kaldırıp ona bakış attım. Bir şey söylemeden arabayı sonunda ev garajına soktuğumda ayaklarının altındaki poşetleri alıp arabadan indi. Bagajdan çantayı aldım, kapıyı kilitleyip onu takip ettim. Asansör kapısı kapandığında karşısında durdum, bana bakmasını bekledim. Israrla göğsüme bakan yüzünü çenesine hafif bir baskıyla kaldırdığımda sordum “Neden ilaçlarını almayı reddediyorsun? Bu senin karar verebileceğin bir durum değil. Bunu en iyi sen biliyorsun Yaren.” Birbirimize bakarken iç çekip gözlerini kapattı “Adetim geldi, sabah evden çıkmadan önce oldum. Eğer şimdi ilaç kullanırsam kanamam kesilecek. Nedenini açık açık duymayı bu kadar çok mu istiyorsun?” Gözlerini aralayıp bana baktığında kaşlarını kaldırdı “Normalde ağrı kesici bile almam, antidepresan hiç kullanamam. İlaçların birkaçına alerjim var daha önce sen de gördün.” İlk günü kusmasına atıf yaptığını anladığımda kaşlarımı hafifçe çattım. Gözlerine ısrarla baktığımda yalan söylemediğini fark ettim. Asansörün kat sesini duyduğumuzda yanıma hareket etti. Benden kaçmasını istemediğimden elinden tuttum, bileğini hafifçe sıktığımda hareket etmedi benim hareketlerime uyumlu asansörden çıktı.

Evlendiğimizden beri ilk kez açıkça dönemi geldiğini söylediğinden biraz şaşırmıştım, dönemi hakkında bilgim olmadığından dünkü durumların acaba bundan mı olduğunu düşündüm. Eve girdikten sonra etrafta koşuşturan bir karıncaya döndü. Bir dakika oturmadan etrafı gezdi, dört gün önce bıraktığı dağınıklıkları hızlıca toparladı tüm bavulu boşaltıp çamaşırları attı. Bir saate yakın evin içerisindeki koşturmasını izledikten sonra kaşlarımı çattım “Yoldan geldin neden oturmuyorsun yerine?” Mutfak masasında bana verdiği keki ağzıma atarken sorduğumda ocağın önünde bir şeyler kızartıyordu. Kafasını omuzlarından yana döndürdü sonra önüne geri döndü “Bugün evin içindeki işlerin büyük bölümünü bitireyim, yarın ve ondan sonraki gün hareket etmek benim için yorucu olacak.” Bunu çok rahat bir şekilde dile getirdiğinde yüzümü buruşturdum “Neden ki? Sancılı mı geçiyor dönemlerin?” Onun hakkında hiçbir şey bilmiyor oluşuma utansam da sorduğumda omuzlarını silkti “Biraz? Sadece gücüm çekiliyor diyebilirim. Bu gece ayrı yatsak olur mu? Seni rahatsız etmek istemiyorum.” Çorbayı kaselere koyup masanın önündeki tezgahın üzerine bırakıp geri ocağa döndü. Bir kez daha ayrı yatmaktan bahsederse çocuk gibi yerde tepinip ağlamayı isteyecektim “Hayır istemiyorum. Beni rahatsız etmeyeceğinden eminim, kötü uyku alışkanlığın bile yok ki? Beni rahatsız edemezsin.” Net reddime karşılık Yaren bu sefer yayık tabağın içerisinde kızarttığı börek ve patatesleri tezgaha koyduğunda tabağa uzandım “Eymen bir kez olsun dediğimi yapalım. Bana iki gün ver, sonra söz veriyorum istediğini yaparım.” Tabağı tutan ellerini tutup gözlerine baktım “Hayır. Nasıl olsa kendi keyfine göre hareket ediyorsun, ben de kendi keyfime göre hareket edeceğim. Annemlere gitmiyorum ve bugün beraber uyuyacağız. Bitti.”

Tabağı alıp masanın ortasına koyduğumda kaşları çatık bana bakıyordu. Meydan okurcasına ona geri bakıp gülümsediğimde bir şey demedi, fırına eğildi.
Konuşmasız geçen yemeğin sonunda ayaklanırken ağzıma kalan lokmamı atıyordum. Sandalyeye yaslanıp hareketlerini izledim “Benimle konuşmayı dahi istemiyor musun?” Soruma bir hiçlik cevabı geldiğinde üzüldüğümü hissettim. Belli bir ortak noktamız yoktu belki ama önceden bu sofranın sessiz geçtiğini hatırlamazdım. Birkaç kelime dahi olsa konuşulan sofra bugün ölüm sessizliğine hakim olunca rahatsız olmuştum. Yaren benim önümdeki tabakları da alırken bacaklarımın arasına onu çektim, kafamı karnına yasladım “Önceden böyle sessiz değildin, alışık değilim bir iki kelime de olsa söyle lütfen.” Belini sıvazlarken mırıldandığımda elleri saçlarımı sardı. Saç köklerimi parmaklarıyla sıvazlarken sessizliğini korudu. Kafamı hafif kaldırdığımda yüzünde pişmanlıkla acılı bir ifade vardı. “Neden böyle bakıp duruyorsun..” mırıldandığımda eğildi, alnımı öptü “Sana kahve yapmamı ister misin?” Sorumu geçiştirip sorduğunda ona uyup kafamı salladım. Kahvelerimizi içip televizyon karşısında oturduğumuzda Yaren’in hareketlerinde farklılık sezdim. Sabah iyi olan yüzü yavaş yavaş beyazladı, acı çeker gibi bir hal aldı. Sık sık lavaboya kalkıyor kalkarken kollarından destek alarak doğruluyordu. Son kez lavaboya geçtikten sonra yanıma gelirken midesini tutuyordu “İyi misin? Yüzün çok kötü halde karnın o kadar çok mu ağrıyor?” Yanıma yavaşça otururken sorduğumda yorgunca yüzüme baktı. Hafifçe nefes alıp kafasını iki yana salladı “İyiyim, şu an o kadar acımıyor..” o kadar acımıyordaki acı eşiği neydi tahmin edemiyordum ama şu an canının yandığını yüzünden anlayabiliyordum. Bacaklarını bir kendisine çekiyor bir uzatmaya çalışıyordu.

Daha fazla izleyici kalamayıp bacaklarına dokunduğumda irkildi, ayakları o kadar soğuktu ki sanki hiç kan akmıyor gibiydi. Çorabının üzerinden bile hissettiğim soğukluğa şaşırdım “Neden bu kadar soğuksun? Bir dakika bekle..” hızla ayağa kalktım, yerden ısıtmanın sıcaklığını artırıp kalın yumuşak olan yorganı yatak odasından aldım. Kullanmadığımız kabarık yastıklardan birini de alıp yanına geçtiğimde yüzünden artık ciddi anlamda acı çektiğini anlayabiliyordum. Yavaşça doğrulmasını sağlayıp beline yastığı sıkıştırdım, üzerine yumuşak yorganı serip bacaklarının ucuna oturdum. Bacaklarını kendi üzerime alıp ayaklarını yorgan altında ısıtmaya çalışırken kıvrandı, acılı bir nefes ağzından kaçarken karnını tuttu. Biraz olsun rahatlaması için çabalarken kalçasını hafif kaydırdığında yüzünde belirgin bir rahatlama gördüm. Gözleri kapalı kafasını koltuğa dayamış halde uzanırken gözleri aralandı, elini bana uzattı. Sol elim bana uzanan ele hızla cevap olarak yakaladığında sıkıca elimi tuttu “Böyle iyi, bu şekilde birazcık kalabilir miyiz.. özür dilerim senin de canını sıkıyorum..” yorgun bir sesle konuştuğunda elini sevdim “Saçmalama, ne yapayım ne istersin? Bu kadar canının yanması normal mi neden böylesine acı çekiyorsun?” Onu izlerken mırıldandığımda hafifçe güldü “Hep böyleydim, iki üç güne hafifler sancım. Dert etme..”

Yorgan altında az da olsa ısındığını hissettiğimde yüzünde hafiften rahatlamayı gördüm, telefonumu açıp internetten baktığımda bitki çayları ve bedenin sıcak kalmasıyla ilgili bilgileri okudum. Yaren’e baktığımda yorgun bir şekilde kafasını rahatsız bir açıda koltuğa dayadığını, elimi sıkıca tutuyordu. “Yaren, yaren..” seslendiğimde gözleri açıldı bana baktı. Nefes alması bile hafiflemişti “Sıcak su torbası var mı su ısıtıp içerisine doldurayım.” Bir süre yüzüme bakan Yaren derin bir nefes aldı, konuşmaya çalıştığında aşırı yorulmuş gibi hızla ağzı kapandı. Bir kez daha konuşmaya çalıştığında sesi fısıltılı çıktı “Mutfak tezgahının.. altındaki dolapta.. mavi renkte..” kafamı salladığımda koltuğun yastığını yorgan içerisine koydum, bacaklarının altına yerleştirdiğimde uzanıp dizleri arasına alıp kafasını yaslandığı şekilde hafif yan döndü. Derin bir iç çekip vücudu gevşediğinde koltuktan kalktım. Tarif ettiği yerde küçük bir su torbası bulmuştum, su ısıtıcısına su koyup kaynamaya bırakırken dolapları karıştırdım. İnternette yazan hiçbir bitki çayını bulamayınca Asu’ya yazdım. Aynı anda internetten birkaç bitki çayı ve daha büyük bir su torbasıyla elektrikli battaniye sipariş ederken Asu geri döndü ‘Yaren hasta mı oldu? İlaç içemiyorda ne demek?’ Kısaca ilaç yan etkisinden bahsettiğimde tekrar yazdı ‘hmmm bu kötü olmuş, çok şiddetliyse ağrısı kıyafetleri bile rahatsız ediyordur. Belindeki lastik bile canını yakar. Varsa bitki çayları hazırla bir de şekerli ılık su mide bulantısını bastırır.’ Yazdıklarını okurken kettle kaynama sesiyle tık sesiyle durdu. Su torbasını biraz doldurup kapattım tekrar boşaltıp içme suyuyla doldurdum. Sıcak su torbasını küçük örtüsüyle kaplayıp Yaren’in yanına geçtiğimde gözleri hala kapalıydı. Yorganı hafif kaldırdığımda inleyip gözlerini araladı “Sıcak su torbasını ayaklarına koymak istemiştim..” küçük torbayı gösterdiğimde elimdeki torbaya uzanıp elimden aldı.

Yorganın altına çekerken yüzü buruşsa da hemen düzeldi yeniden uyumaya döndü. Su sesiyle yine geri dönüp ılık şekerli su yapıp yanına geri döndüm. Bana yeniden baktığında bardağı uzattım “Şekerli su iyi gelir dedi Asu, içmek ister misin?” Başına gelip dizlerim üzerine eğildiğimde kafasını hafifçe salladı. Yavaşça doğrulmasını izledim elimdeki bardağı eline bıraktım. Yastığı dik konuma getirip yaslanmasını sağladığımda suyu içerken geri yaslandı, biraz olsun yüzüne renk geldiğini görünce rahatladım. Neler yapabileceğimi düşünürken elindeki bardağı bana uzattı “Teşekkür ederim..” minnet dolu yorgun sesine karşılık duygusallaştığımı hissedip hızla kafamı iki yöne salladım. Önümde oturup kafamı koltuğa yasladım, eli hiç beklemeden yüzüme değdi. Hafifçe yanağımı severken beni izledi, baygın gözleri bir açılıp bir kapanıyordu “Ben seni hiç böyle görmedim, nasıl fark ettirmedin bana bunca zaman?” Yanağımda duran elini tutup öptüğümde sordum. Hafifçe gülümsedi “Senden gizlemek istediğim bir şeydi, bu hallerime şahit olupta üzül istemedim. Hep böyle olduğumdan odama iki gün kadar kitlendiğimde kendime geliyordum.” Neden ısrarla ayrı oda istediğini fark etmiştim. Kaşlarım çatıldığında gülüp kaşlarımın arasına bastırdı “Çatıp durma, kırışacak alnın.” Zayıf sesiyle mırıldandığında ona baktım “Neden umursuyorsun ki? İkidir beni bırakmak istediğini söyleyip duruyorsun çirkin olsam da sana ne..” kızmış gibi mırıldandığımda sessizce yüzüme baktı. Birbirimizi izlerken yine alnıma baş parmağıyla bastırdı “Senin yakışıklı yüzün birkaç kırışıklıkla yok olmaz ve.. iki konunun alakası yok. Biliyorsun ki en başta anlaşmamız bu yöndeydi, saçma ya da olmaması gereken bir şey söylemiyorum burada.” Yavaşça açıklarken kapanan göz kapaklarımda parmak uçlarını hissettim. Tek tek dokunduğu kirpiklerime bakarken mırıldandı “En başından beri, sen benim için çok iyiydin biliyordum ama aç gözlülüğüm gözümü döndürdü. Seni kimseyle görmek istemediğim için teklifini kabul etmiştim. Sonra ise bunun yanlış olduğunu anladım..”

Gözleri kapandı derin bir nefes alıp vücudu gevşedi “Ne söylersen söyle fikrim değişmeyecek. Sana zarar vereceğini düşünüyorsam kendimi bile uzak tutarım senden.” Mırıltısı duyulamayacak kadar küçüldüğünde yaslandığı yerde uyuyakaldı. Göğsü yavaş yavaş yükselip alçalıyordu, bu kırıcı sözleri o söylememişçesine huzurla uyuyordu. Yanağıma yaslı elini kendime bastırıp onu izledim. Bana anlatmadığı neler vardı merak etmeden duramıyordum. Sorsam da cevaplanmayacağını bildiğim birçok soru kafamda dolanıp dururken acıyla kırışmış yüzünü izledim sadece. Yarım saat sonra kapı çaldığında sipariş geçtiğim eşyaları kuryeden alıp kapıyı kapattım. Birkaç bitki ve ısıtmalı battaniyeyi mutfak masasının dibine bırakıp Asu’ya bir kez daha yazdım. Bitkileri internette araştırırken beni aradı “Yaren çok mu kötü?” Kısa bir selamlaşma faslının ardından endişeyle mırıldandı. Gözlerim bir kez daha koltukta yarı oturur haldeki Yaren’e döndü “Mmh, ne doğru düzgün yatabiliyor ne de oturabiliyor. Hep böyle olduğunu söylese de onu hiç bu kadar acı çekerken görmemiştim.” Olabildiğince sessiz bir şekilde bitkileri kaynatabileceğim çaydanlık benzeri herhangi bir şey ararken mırıldandım “İlaç içti ama kustu, şu an ilaca elim gitmiyor.” Yardım günü olan olayı şimdi olmuş gibi anlatmam biraz kandırmak gibi dursa da sorun değildi. Ufak bir iç çekişten sonra Asu konuştu “Biberiye çayı ve kekik çayının iyi geldiğini duymuştum ama bilemiyorum. Benim hiç şiddetli geçmediğinden denemedim o yüzden işine yarar diye garanti edemem. Başka ne aldın?” Poşet içerisini karıştırırken tek tek baktım “Papatya, melisa ve.. bu ne? Bilmediğim bir şey var..” etiketi olmayan bitkiye bakarken köşeye ayırdım “İşime yaramaz o zaman. Bunu atıcam.” Kendi kendime konuşurken Asu güldü, kendi kendime telefona yüz yaparken elektrikli battaniyeye baktım “Peki bunu nasıl kullanmalıyım? Üzerine mi sereyim yoksa belinin altına mı sermeliyim?” Kullanım talimatlarını okuyup düğme işlevlerine bakarken Asu yine konuştu “Battaniye açık renkliyse hayır altına serme, altına mümkünde koyu örtüler ser sebebini sorma. Her neyse dene bakalım çayları eğer işe yaramazsa ben yanınıza gelirim. Bir şeylerin çaresine bakarız artık..” teşekkür edip kapattığımda sonunda bitkileri kaynatacağım bir şet bulabilmiştim.

Derin cezveyi arıtma musluğunun altına koyarken Yaren yeniden ayağa kalkmaya çalıştı “Dur dur yardım edeyim..” cezveyi kenara bırakıp yanına yaklaştığımda yüzü yine kötüydü, elimi sıkıca tuttu ayağa kalkarken alt karnını tutup gözlerini sıktı. Ayağa kalkabildiğinde elimi bırakıp yavaşça yürümeye çalıştı “Seni kucağıma alayım-“ bana dönüp elini kaldırdığında kolların havada kaldı “Bacaklarım da dahil ağrımayan noktam yok, lütfen şu an bana dokunma.. canım çok yanıyor..” acılı bir ifadeyle mırıldandığında yürümeye devam etti. Onu tek başına bırakasım gelmediğinden elini tuttum “En azından bana gücünü ver..” rica ettiğimde kesik bir nefes alıp koluma tutundu, yüzü ekşise de minik minik adımlarla odasına yürüdü. Kolumu bıraktığında bana bakıp ebeveyn banyosu önünde durdu. Ben de onunla dikilirken yüzü kızardı kafasını çevirdi “Burada beklemek zorunda değilsin..” onunla tuvalete bile girme niyetim varmış gibi durduğunu fark ettiğimde ellerimi kaldırdım “Valla böyle bir niyetim yoktu.. şey.. tamam gideceğim.. biberiye ya da kekik çayından hangisini içmek istersin?” Kapıdan çıkmadan önce sorduğumda bana baktı “İkisi de yok ki?” Soran gözleri bana döndüğünde omuzlarımı silktim. Yaren nefes verip kapıya tutundu “Varsa eğer önce biberiyeyi alayım.. yatmadan kendime kekik çayı kaynatırım.”
Gülümserken kapıdan içeri girdi ben de hızla mutfağa döndüm. Cezveyi suyla doldurdum, daha hızlı kaynaması için ısıtıcıya döküp kaynamasını bekledim. 2-3 dakikanın sonunda kaynayan suyu yeniden cezveye koydum, internette yazdığı gibi birkaç dal bitkiyi cezve içerisine atıp ocağı yaktım. Biraz kaynadığını görünce üzerini kapatıp demlenmesini bekledim. Hevesle mutfakta bir şeyler yaparken Yaren’i kapıda gördüm. Duvara tutunduğunu görünce yanına yanaşıp kolumu uzattım. Elimi tuttuğunda ellerinin soğuk olduğunu hissettim “Neden hala bu kadar soğuksun? Isıtıcıyı yükselteyim mi?” Kafasını iki yana salladı ağır adımlarla koltuğa ulaştığımızda koltuğa baktı bir süre. Kararsızca başında beklediğinde eğilip yastığı eline aldı “Odamda yatayım artık. Hem geç olmak üzere senin de uyuman lazım.”

Eline yastığı alıp döndüğünde önünde durdum “Yatak odasında yat, neden küçük koltuğa gitmeye çalışıyorsun sürekli? Hem bak elektrikli battaniye de aldım. Bunu da serelim.” Yerde duran siyah battaniyeyi gösterdiğimde şaşkınca yere baktı “Onu nereden aldın? Haah… iki saniye gözümü çevirdim neler aldın böyle?” Yüzünü sıvazlayıp konuştuğunda dudaklarımı büzdüm “İnternette yazıyordu aldım ben de..” annem tarafından azarlandığımı hissediyordum. Bana bakan Yaren çaresizmiş gibi güldü “Allah aşkına buna gerek yoktu ki bana sorsaydın ya.” Hafifçe gülerken kafasını iki yana salladı. O söylenirken ayaklarına verdiği ağırlığı kademli bir şekilde değiştirişi gözümden kaçmadı. Bu sefer itirazlarını dinlemek istemedim, sağ kolumu kalçasının biraz daha altından baldırına sararken belinden hafifçe destekleyip kucakladım. Acı tıslaması anlık olup geçti, omuzlarıma şiddetle sarıldığında kasıldı. İki üç saniyelik kasılma yavaşça geçtiğinde şaşkınca bana baktı “Bence ayakta durmak sana iyi gelmiyor. Karnına baskı yapmıyorum di mi?” Aramızdaki yastığa baktığımızda şaşırmış gibiydi. Kafasını kararsızca iki yana salladığında gülümseyip yatak odasına yürüdüm.

“Burada yat, karnına hafifçe masaj da yapacağım hem çok soğuksun vücudum sana göre daha sıcak.” Kucağımda Yaren varken yatak odasının kapısında durup yerde kalan battaniyeye baktım “Şunu da altına serelim su torbasıyla uyumak rahatsız hissettirir ama bununla daha rahat yatarsın.” Tekrar tezgahın yanına yaklaşıp eğildim, katlanmış olan örtüyü elime alıp doğruldum. Her hareketimle Yaren’de hafifçe hareket ediyor, kaşları bir çatılıyor bir açılıyordu. Sonunda yatağa vardığımızda rastgele yorganı ve üzerindeki ince örtüyü kaldırıp battaniyeyi bıraktım. Kucağımdaki Yaren’i yavaşça yatağa bıraktım, battaniyeyi yatağın ortasına serdim. Serdiğim yere yavaşça tırmandı, önce düz uzandı. Düz uzandığı gibi bacağını kaldırıp belini hafifçe büktü, yeniden pozisyon arar gibi düşünceli şekilde tavana baktı. Az önce bacaklarının arasına yastık koyduğu aklıma geldiğinde elindeki yastığı başının altına koydum “Bir saniye küçük yastığı getireyim..” bir şey demesini beklemeden odaya hızla geri döndüm onun için getirdiğim örtüyü ve küçük yastığı aldım. Yastığı ona verdiğimde zar zor yan döndü bacaklarının arasına yastığı koydu. Bacaklarının arasına giren yastıkla rahat bir nefes alıp yatağa iyice yayıldı. Onun rahatladığını görünce sevimli gelen yüzünü öpüp üzerini örttüm. Saçlarını seven elime karşılık gözlerini yumdu, sessizce sevgimi kabul etti “Sana çayını da getireyim, şimdi ısıtmasını açtım ama çok sıcak olmaz değil mi? Bir de Asu pijamanda lastik olmasın falan dedi ama bu gerçekten böyle mi?” Üzerini iyice örtüp kollarını sıvazlarken bana bakıp gözlerini kapadı “Bazı zamanlar.. karnım çok acıyor. Pijamanın lastiği bile acıttığı zamanlar oluyor ama şu anlık iyiyim ya. Sanırım çayı içebilirim, midem bulanmıyor o kadar.”

Elimi tutup parmaklarımla oynarken mırıldandı. Küçük bir çocuğu andıran bakışlarına karşılık gülümsedim burnunu kıstırdım “Pekala prenses, hemen çayınız geliyor.” onunla uğraşıp kalktığımda bir şey demeden gülümsedi. Çayı süzüp kupaya aktarırken telefonum titreşti, mesajlara üstten baktığımda Asu ve Can’dan geldiğini gördüm. Üstelemeden telefonu kapatıp geri yatağa döndüm, Yaren’in yavaşça doğrulmasını sağladım. Çayı yavaş yavaş içmesini izlerken arkasına geçtim, salık dağılmış saçlarını parmaklarımla tarayıp toparladım “Peki bu kadar şiddetli ağrının olması normal mi? Bir şeyin yoktur inşallah. Herkesin mi böyle geçiyor?” Kendi kendime mırıldanırken kupayı elleri arasına alıp kafasını çevirdi “Eğer kist gibi bir durumu soruyorsan hayır, hiçbir sorunum yok. Sadece hormonlarım biraz daha düşük olduğundan böyle sancılı geçiyor. Herkesin durumu farklı, bazı kadınlar bu dönemlerin varlığını bile hissetmezken bazıları hastaneye gidecek kadar kötü oluyor.” Durumu profesyonelce açıklarken kabaca saçlarını ördüm. Zamanında Asu’nun saçlarıyla oynamamın keyfini şimdi çıkarıyordum “Hmmm… hiç ilaç kullanamıyor olman kötü olsa gerek.. peki başka yapabileceğim bir şey var mı?” elindeki boş kupayı alıp yanımızdaki komodinin üzerine bırakırken sordum. Bir süre yüzüme baktıktan sonra önüne döndü, bacağındaki ellerimden birini alıp kıyafetinin içerisine soktu. Alt karnına doğru tutup eliyle karnını sıvazlamamı sağladı “Belki burayı biraz okşarsan.. azalır? Benim ellerim de vücudumla aynı sıcaklıkta olduğu için elimle ısıtmaya çalışsam da tam ısınamıyorum ama böyle hafifçe tuttuğumda bile acım azalıyor.. geceleri de elim ister istemez karnımdan uzaklaştığı için ağrım oluyor.. bir de belimi ısıtabilir misin?” Bana tekrar döndüğünde endişeli bir yüzle bana baktı. Yanağını öpüp arkasından dikkatlice sarıldığımda kafamı salladım “Sen iste yeter ki. Ne yapabilirsem senin için yaparım.”

Sarılmama karşılık koluma tutunurken bedenini biraz daha bana yasladı, elimin altındaki kalp atışlarının ritmik hareketi beni rahatlattığında mırıldandı “Bu gelgitli hallerim seni yoruyor değil mi.. özür dilerim. Seni rahatsız edip duruyorum..” mırıltısı kulaklarıma ninni gibi gelirken boynunu öptüm “Olsun senin yaptığın hiçbir şey beni yormaz. Canını sıkmanı istemiyorum karı koca arasında elbette kavgalar olacak. Tartıştığımızda öpüşür barışırız ne olacak ki?” Kollarıma sığdırmaya çalıştım her şeyini; bedenini, korkularını, üzüntülerini, mutluluklarını, endişelerini.. Yaren’e sorsam belki bir cevap alırdım ama ben de korkaktım, alacağım cevap benden çok onu kırar üzer diye dilimin ucundan geri yutup duruyordum. Tekrar ayağa kalkmak için kollarımı hafifçe iterken bana baktı “Yatalım artık, hemen geleceğim..” bir kez daha yavaşça ayağa kalkıp odasına ilerlediğinde yatağı düzeltip battaniyeyi iyice onun yattığı kısıma çektim. Yorganın altında battaniye ve ısıtıcıyla bana sıcak olacağını düşündüğümden üzerimi çıkardım, altıma yazlık şortlarımdan birini geçirdim. Evin içerisi ciddi manada sıcak olsa da Yaren’in bedeni bir türlü ısınamıyordu. Kan kaybetmesi bu durumun bir sebebi miydi emin değildim. Eşyalarımı kirliye atıp mutfağa ilerledim. Onun telefona baktığımda bildirimsiz ekran beni karşıladı. Şimdiye kadar asla Yaren’in telefonuna bakmamıştım, hiçbir zamanda bildirim sesi ya da uyarısı görmemiştim. Ekranı basitçe kaydırdığımda şifresiz olduğunu fark ettim. Böyle bir şey beklemediğimden şaşırdım, rastgele ana ekrandaki uygulamalara tıkladım. Son aramalarda ailem ve benim dışımda Kaan’ın numarası vardı, aynı şekilde rehberinde kayıtlı kişi sayısı da 7 kişiyi geçmiyordu. Mesajlarda ise sadece aile grubumuzu, Asu, Kaan ve Yağız’dan gelen mesajlar dışında mesaj olmaması daha da garipsetti “Kimse yok mu…” Kaan’dan başka tanıdığı kimsesi yok muydu? Arkadaşları? Ya da iş arkadaşları? Bir anda telefonu hızlıca kapatmak istedim, tüm uygulamalardan deli gibi çıkıp telefonu kapattığımda ekranı ters çevirip masaya bıraktım.

Hayatında kimsenin olmamasından öte, bu kadar yalnız olduğunu şaşkınlıkla fark etmiştim. Yaren’in en başından beri dediği gibiydi belki de her şey, sadece bana ait olmak istedi. Garip bir rahatsızlık hissi omurgamdan aşağı indi, Yaren’in yalnızlığı kalbimde bir şeyleri iğneledi. Kendi telefonuma baktığımda ise birçok insandan gelen mesajlarla dolu olduğunu fark ettim o kendini sadece bana adadı.. tüm benliğini bana sundu, benim istediğim gibi biri olmak için çabaladı. Telefonuma dalgınca bakarken Yaren’in tıkırtılarını duydum. Kafamı kaldırdığımda odasının ışığını kapatıp kapıyı araladığını gördüm. Ayakta duran beni gördüğünde yumuşak bir bakış verdi “Bir sorun mu var Eymen?” küçük sesli konuşması beni titretti, elimdeki telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktım “Sadece su içmek için gelmiştim.. sen de henüz su içmedin, odamıza ufak bir şişe alalım. Gece susuz kalma..” hafif bir telaş beni sardı, onun benimle ilgili olan düşüncelerini anladığımı düşündüğümde yüzüne bakmaya cesaret edemedim. Bir bardak suyu kana kana içip bardağı bıraktığımda yanımda olduğunu gördüm “Gerçekten de susamışsın sanırım.. ev çok sıcak oldu sana göre, biraz düşürelim sıcaklığı..” mutfak duvarındaki yerden ısıtmayı düşürürken elini tuttum, tuttuğum eline bakıp bana baktığında kekeledim “Ço-çok sıcak değil, değil yani kısmamıza gerek yok. Hem artık sonbahar bitmek üzere kışa girecez neredeyse.. yani havalarda soğudu ya şey..” yavaşça elini bırakırken bana baktı Yaren. Yüzümü izledi, sanki ne tepki vermesi gerektiğini düşünür gibi bana baktı “Ama yine de sen bu kadar sıcak sevmezsin ki evi? Hasta olacağımızı düşünmüyorum geçen sene de bu seviyede kullandık tüm kış.” Tekrar ayarladığında kapağı kapatıp buzdolabına döndü. Sıcaklık ayarının gerçekten düşük seviyede olduğunu fark ettiğimde Yaren’e döndüm, dolaptan çıkardığı soğuk suyu bir bardağa doldururken içerisine biraz sıcak su ve buz attı “Bu kadar sıcak olması seni boğar, iç bunu, uyuyalım artık. Çok yoruldum.” Buzlu ılık suyu bana verirken ellerimize baktım, kayan elini devamında izledim. Kendisine küçük bir şişede su doldururken yavaşça yatak odasına yürüdü. Kendisi için bu evde yaptığı bir şey var mıydı? Bana verdiği bardaktaki suyu içmeye layık göremedim kendimi, kararsızca birkaç yudum aldığımda dediği gibi vücudumun çok sıcaklamış olduğunu hissettim başımı döndürdü.

Bu ev Yaren’in kurtuluşu olacakken ona yük mü olmuştu, kendime çok güvenerek onunla evlenmiştim şimdi o güvenimden eser kalmamıştı. Evin içerisinde attığım her adım Yaren’in dikkatinden kaçmamıştı, ben ona göre yaşadığımı düşünürken ironik bir şekilde Yaren bana göre yaşıyormuş. Benden istediği birkaç isteği ona sanki bir lütufmuş gibi sağladığımda küçük egomu tatmin etmişim ben fark edememişim. Düşüncelerim beni daha değersiz hissettirirken Yaren’i tek başına bırakmamak adına yatak odasına geçtim, odada bulunan ısıtıcı düğmesine baktığımda onun da düşürülmüş olduğunu gördüm. Yaren yastıkları koyup yatağa tırmanırken bana baktı “Senin için çok sıcak olmayacak mı bu yatak? Bence ben odamda uyuyayım.” Yatağın üzerindeki örtülere bakarken mırıldandığında yatağa çıktım, sözsüz bir şekilde yatması için yönlendirdim uzanıp battaniyenin altına girdiğimizde bacaklarının arasına tek bacağımı yerleştirdim. Sağ kolumu boynunun altına yastıkla beraber yerleştirdim. Belini kendi gövdemle desteklerken sol elimi nazikçe karnına götürdüm. Ufak bir temas bile kaçınmasına sebep olduğunda durdum, elimi yönlendirmesini bekledim. Çok beklememe gerek kalmadı, eli uzandı alt karnına elimi yönlendirdi. Pijamasının lastiği elimin üzerinde karnını hafifçe ovalarken rahatlama mırıltıları duydum “Çok düşünüyorsun, üstüm çıplak ve altımda da yazlık şortum var. Bu halde sıcak hissetmem anormal olur. Burası neden bu kadar soğuk?” şişmiş alt karnını ovalarken merakla sordum.

Rahatlamış olduğunu düşündüm mırıldanması azaldığında kafasını iki yana salladı “Bilmiyorum, yazın bile vücudumun üst kısımları sıcak olsa da karnım hep soğuk oldu.” Elimin üzerinde eliyle kendisini iyice bana bastırırken söyledi. Ayaklarına ayaklarımı sürttüğümde cıkladım “Ayakların bile soğuk hatta.. belin de? Sen üşümediğine emin misin? Bu kadar soğuk olman artık normal gelmiyor.” Sitemle konuştuğumda gülümsedi elimi sevdi “Normal diyorum sana, en azından benim için normal. Birazcık daha aşağı indirir misin elini?” İsteği üzerine çok az daha kaydırdığımda yüzünde belirgin bir rahatlama gördüm. Kafası koluma iyice yerleşirken gözleri kırpıştı, nefesi ağırlaştı. İyice gevşediğini gördüğümde gözlerim ışık düğmesini aradı. Yatmadan önce tüm ışıkları kapatmayı unuttuğum için küçük bir küfür ederken Yaren yatağın yanındaki düğmeye uzanıp ışıkları kapattı “Işıkları kapatmayı unutmadın..” uyku sersemi mırıldanırken gözleri kapandı, eli hala elimde temkinli bir şekilde uyudu. Boynunun altındaki kolumu büküp yüzündeki saçları çektim. Kirpikleri titreşse de gözleri açılmadığında rahatladım. Bacaklarımı iyice bacaklarına doladım, belindeki soğukluğu karnımla hissettim. Altımızdaki battaniyenin onu ısıtmasını umdum, burnumu ensesine dayadım. Süt kokulu tenini koklarken gözlerimi yumdum.

Gece irkilerek uyandığımda kollarımda Yaren’i göremedim. Altımdaki ısıtıcı battaniye ve Yaren’in yastığını göremeyince yanımda olmadığını anladım. Uykum onun yokluğuyla hızla dağıldığında doğrulup çevreme bakındım. “Yaren? Neredesin?” Evin içerisine seslendiğimde karşılık bir ses almayınca yataktan kalktım. Odadan çıktığımda sağ tarafımdaki banyonun ışığının açık olduğunu gördüm. Aralık kapıyı açtığımda klozetin önünde oturmuş kafasını duvara yaslamış Yaren’i gördüm “Yaren ne oldu?” telaşla yanına gittiğimde gözlerini aralayıp bana baktı. Kafasını iki yana salladı ama neden yaptı anlayamadım “Bir şey yok sadece karnım çok ağrıdı..” mırıldanıp olduğu yerde gözlerini kapatırken ona uzandım. Duvara değen omzu buz gibiydi, yüzündeki renk yine kaçmıştı “Neden buradasın? Allahım..” ona uzanırken pijama altını fark ettim. Kırmızı renkli pijama takımına uzaktan baktığımda fark etmediğim lekeyi fark ettiğimde kaşlarımı çattım “Arkanda sanki leke var..” ne olduğundan emin olmaya çalışırken kalçasını saklayan Yaren elini bana doğru uzatıp aramızdaki mesafeyi korudu. Ağır nefes alışları arasında itmeye çalıştı bedenimi “Yok, yok bir şey git… ben iyiyim..” dediklerini umursamadan kucağıma alıp arkasına baktığımda kanamasını fark ettim. Gözlerim kocaman açıldı “Şaka mı bu? Ne kadar kanıyorsun böyle?? Ölmezsın dimi?” Odasına ilerlerken yüzünü saklayan Yaren sırtıma hafifçe vurdu, kollarında bile güç kalmamış gibiydi “İlk gün yoğun olur.. allahım bunu da açıklamak zorunda kalacağımı hiç düşünmemiştim.. çok utanıyorum..” Yaren kendi kendine mırıldanırken kendi odasındaki battaniyeye onu uzattım, ışık düğmesine basıp ona baktım. Gözleri kısılırken elini yüzüne siper edip bana baktı “Bir şey yok diyorum yat sen. Neden bu kadar telaş yapıyorsun..” hareketlerimi takip eden kafası iki yana sallanırken beline kadar örtü çekip bana baktı. Yatmadan önce ördüğüm saçları bile dağılmıştı “Şimdi, öncelikle pijamanı değiştirelim. Sonra sana yine çay falan yapıcam.” Odadan çıkarken seslendi “Hayır bir şey değiştirmeme gerek yok, Eymen!” Seslenişlerini umursamayıp yatak odasına geçtim. Şifonyerin ikinci çekmecesini açtığımda siyah pijama takımları gözüme çarptı. Takımı elime aldığımda bu kadar kanaması varsa iç çamaşırının da değişmesi gerektiğini düşünüp en alt çekmecesini açtım. Bir anda iç çamaşırlarını bilinçli bir gözle gördüğümde duraksadım, yine de rastgele birini alıp yanına geçtim. Yüzünü eğip kapatmış Yaren benim gelmemle bana baktı, elimdekileri görünce sesli bir iç çekmeyle yüzünü sıvazladı “Üzerimi değiştirmek istemiyorum, zaten zar zor ısınıyorum..” önüne diz çöktüm ellerini tuttum “Senin bir şey yapmana gerek yok bırak ben halledeyim.”

Ellerim pijamasının eteklerine gittiğinde elimi vurarak itti “Şaka mı bu?! Tabiki de izin verecek halim yok. Haaah… ver bana, içeride her şeyimi değiştirip kirliye atacağım.” Yorulmuş gibi bakarken bana elini uzattı, zonklayan elimi ona uzattım yüzüne baktım. Bir elime bir de yüzüme baktı, dudaklarını dişledikten sonra elimi tutup okşadı “Özür dilerim.. sadece bu halimi gördüğün için gerginim.. bana ver hemen halledeyim..” vurduğu yeri baş parmaklarıyla okşayıp kızarık mı diye kontrol ederken benden özür dilemesine sevindim, eğilip alnının öptüm “O zaman hemen yanıma gel. Benim yanımda olmadığında uyuyamıyorum.” Mırıldandığımda bana baktı, sıkılmış gibi dursa da bir şey demeden kafasını salladı. Koltuktan kalktı, duvarın dibindeki kapıya ilerledi. Arkasını döndüğünde lekenin boyutunu fark edebildim. “Bu kadar kanın gelmesi nasıl normal olabilir yahu? Kaan’a mı sorsam..” kendi kendime mırıldanırken koltuğun ucunu tutup kaldırdım. Uzunlamasına olan koltuk geriye yattı, iki tık sesiyle durup bıraktığımda yatak halini aldı. Üzerindeki oyuncakları duvara sıraladım, battaniyeyi yine altımıza sererken kendi yastığımı ve ince örtümü kapıp odaya geri koştum. Eşyalarımı bıraktıktan sonra yine sıcak su hazırlayıp bu sefer farklı bir çay yaptım. Dinlenmesi için üzerine kapak kapatıp Yaren’in odasına geri döndüm, banyodan çıkmış eşimi gördüm. Siyah pijamalarını giymiş Yaren az önceki dağınık halini toparlamıştı, saçlarını düzgün bir şekilde toplamış halde masasının yanında duran telefona baktı. Arkasından yaklaşıp bardağı masasına bıraktım, beline hafifçe dokunduğumda irkildi. Kafasını hafif çevirdiğinde bana baktı “Belin hala çok soğuk gel yatağa geçelim..” belini sıvazlarken bana bakıp gözlerini kıstı “..azıcık daha sıvazlar mısın?” Doğrulup karşıma geçti, vücudunu tamamen üzerime bırakırken mırıldandı. Belini ısıtırken memnun bir şekilde mırıldanıp yumruk halindeki elleri göğsümde bir açılıp bir kapandı. Bir süre bu şekilde durduktan sonra iç çekip doğruldu, bana baktı. Baygın gözleri kırpıştığında gülüp yanağını ısırdım “Al bakalım bardağını, birkaç yudum iç.” Ona verdiğim ılık çayı üç yudumdan sonra bıraktı, gözleri artık tamamen kapanırken az önce hazırladığım yatağa çektim.

Bir kez daha yattığımızda göğsüme yaslanmasını istedim. Bir an nasıl yatacağını düşünür gibi olsa da kendisini yönlendirmeme bıraktı, üzerime yatan Yaren’in karnını iki elimle yuvarlak hareketlerle severek ısıtmaya çalıştım. Sırtı göğsümde sanki nasıl uyuyabileceğini sorar gibi baksa da bu halde vücudu daha hızlı ısındı, artık yorgun göz kapakları kapandığında sırtındaki yumuşamayı hissettim. Bir kez daha uyuduğunda tüm gece uyanık kaldım. Neden benimle uyumak istemediğini biraz olsun anlayabilmiştim. Bir saat deliksiz uyuyamıyordu. Birkaç dakikada bir acıyla inleyip gözleri açılıyor, üzerimdeki pozisyonu değişiyordu. Sürekli lavaboya gidiyor neredeyse ağlayacak raddeye gelip yanıma geri dönüyordu. Sabaha karşı tekrar yanıma uzanırken gözleri doldu bana baktı. Bakışları yüzümde dolanıp yüzünü sakladı “Ben sana dedim ama.. bak sürekli hareket ettiğim için sen uyumadın. Lütfen yatağa geç azıcıkta olsa uyu..” Yaren alnını koluma sürterken mırıldandı, ensesini ve belini okşarken saçlarını öptüm “Sence bir gece uykusuz kalmak bana koyar mı? Sen uyumaya çalış beni düşünme.” Bacaklarından birini kavrayı bacağımın üzerine taşıdım “Karnın nasıl? Hala ağrın var mı?” Vücudunu elimle yoklayıp sıvazlarken omzuma saklanan yüzü bana döndü “Dürüst mü olayım yoksa seni mi rahatlatayım?” sorusu karşısında kaşlarımı çattım, belindeki elim biraz yukarı çıkıp sırtını sevdi “Tamam, ben aldım cevabımı. Birkaç saate geçmezse ilaç almak istemez misin? Kaç saattir çekiyorsun bu acıyı böyle..” kafamı hafif eğip kaşının üzerini öptüm. Gözleri kapalı Yaren kafasını iki yana salladı “Kullansam da sadece kusarım. Biraz daha sabredeyim bir iki güne geçecek zaten. Bu halimi görmek zorunda kaldın özür dilerim..” bir kez daha özür dilediğinde kulağını ısırdım. İrkilip kulağını tuttuğunda çatık kaşla ona baktım “Bir kez daha özür dilersen bu sefer her yerini ısıracağım. Yetti, daha özür dileme benden.” Kalçasını da okşayıp hafifçe vurduğumda irkilse de hemen bana sığınıp gözlerini yumdu. Kafası hızla onayladığında saçlarını sevip ensesinin okşadım “O zaman biraz daha konuşalım bakalım..”

Gerçekten de Yaren’in dediği gibi oldu, iki gün olmadan daha iyi duran eşim ayaklanıp yemekler yapmaya dönmüştü. Sanki bir gün öncesinde acıdan kusup uyuyamadığı için ağlayan o değilmişçesine bir sürü yemek yapıp tatlı yapıyordu. Tezgahın önünde durmadan bir şeyler karıştıran Yaren’e sarıldım “Ordu doyurmaya mı karar verdin? Neden bu kadar çok yemek yaptın?” Öğleden sonra 4 gibi uyandığımda Yaren’in hâlâ mutfakta olduğunu görünce huysuzlandım. Yarın zaten tatilimin son günüydü ve eşim benim kollarımda uyumaktansa bir robota dönüşmüş gibi yemek yapıp etrafı toparlayıp duruyordu. Tencere içerisindeki çorbayı bir tam tur döndürdükten sonra küçük bir kaşık daldırdı, sıcak çorbaya hafifçe üfleyip tattı. Kafasını sallarken bana da ikram ettiğinde hafif ekşili tuzlu tadıyla kafamı salladım “Mmh, çok lezzetli olmuş. Ellerine sağlık.” Beline sıkıca sarılıp olduğumuz yerde salındığımızda elimi okşadı “İyi bari, annenler gelecekmiş buraya. O yüzden yemek hazırlıyordum.” Bana yandan bakıp çorbanın altını kıstı. Yanındaki düdüklü tıslama sesi çıkarmaya başladığında onu da kısık ateşe alıp bıraktı. Kollarımın arasında dönüp yüz yüze geldiğimizde gözlerimle dudaklarım arasında bakıp mırıldandı “Seni uyandırmak istemedim. İki gündür benim yüzümden adam akıllı uyuyamıyordun.. iyi uyudun mu?” Eller belimin kenarına ulaşıp belimin yanını okşadığında kafamı omzuna yasladım mırıldandım “Hı-hı çok uyudum… annemler gelecek diye kendini zorlamana gerek yok dışarıdan da sipariş edebilirdik.. bu ne?” Büyük derin kaseyi işaret ettiğimde gülümsedi “Borcam içerisinde senin sevdiğin tatlı var. Daha öncede yapmıştım yalancı tavuk göğsünü. Sevdiğini bildiğimden sana onu yaptım annenler için de hurmalı kek ve az şekerli magnolia yaptım. Babanın şekeri son zamanlarda yüksekti diye hatırlıyorum. Annenlerle beraber Asu’lara da haber verdim ama gelirler mi bilmiyorum. Ne olur ne olmaz diye fazladan yaptım yemekleri.”

Açıklamasını yaparken gülümsemesi yüzünden düşmedi. Yaren’in iyi ruh halinde olması beni de mutlu etti. Buzdolabının yanındaki fırına hazırlamak için hazırladığı fırın tepsilerinin üzerleri kapalıydı, ucundan kaldırıp baktığında birinde börek birinde ise soslu pirzola olduğunu gördüm “Kaç çeşit yemek yapmayı planlıyorsunuz hanımefendi? Hepsini nasıl bitireceğiz?” Kaşım kalkık sorduğumda kıkırdadı “Çok bir şey değil, yenir bence hepsi. Hem şimdi burada oyalanma markete gider misin? İçecek ve salata için süzme yoğurt lazım. Alabilir misin?” Boynundan çıkardığı mutfak önlüğünü kenara asıp salondaki iki büyük camı açtı. Etrafı toparlamaya çalışan Yaren’i kucaklayıp yatak odasına geri sürükledim, yatağa bıraktığımda beline sarılıp üst bedenimin ağırlığını tamamen üzerine bıraktım. Altımda debelenip sırtıma vuran Yaren söylendi “Ah.. hadi ama Eymen.. bekle çok ağırsın.. nefes alamıyorum!” İsyan dolu sözleri ince bir çığlık benzeri sesle çıktığında hafifçe gülsem de boynunu gıdıklamamı engellemişti. Dudaklarım teninde garip sesler çıkararak gıdıkladığımda gülüp kollarımdan sıyırılmaya çalıştı “Du-ahahahahahaha! Ya-yapmaa gıdıklanıyorum.. Eymen!” En sonunda saçlarımı tutup çektiğinde nefes nefese altımda kızgınca bana baktı. Nefesini toparladıktan sonra derin bir nefes alıp verdi “Haah… neden çocuk gibi davranıyorsun.. boynumda iz bırakma babanlar gelecek bugün..” kalkmaya çalışırken dirseklerimin arasında hapsettiğim yüzüne baktım “Eee ne olmuş? Sen benim karım değil misin? O minicik iz olmasa bile neler yaptığımızı herkes biliyor zaten? Aaa yoksa bilmediklerini mi sanıyorsun? O zaman hemen bir sürü iz bırakayım.” Eğilip aç bir köpek gibi boynunu kemirip emdiğimde bu sefer ihtiyaçla soludu Yaren. Niyetimi sezen eşim sinirle saçlarımı bir kez daha çekiştirdi “Adetim bitmedi hala! Ne demeye beni havaya sokmaya çalı-du, nngghh… yapma.. orayı biraz daha emersen gerçekten iz kalacak.” Boğazımdan tutup itti, eli adem elmam boyunca yukarı doğru kayıp çenemi kavradı. Çatık kaşları ve yüzümde gezen gözlerine bakıp sırıttım “Sen de istiyorsun, neden durduruyorsun beni? Bir tur yapalım sonra babamlar gelene kadar söz veriyorum uslu duracağım..”

Yüzüme sinirli bir şekilde bakan Yaren’e karşılık en masum bakışımı attığımda kafasını ısrarla iki yana salladı “Karnımın ağrısı henüz geçmişken mi yapmamı istiyorsun?” Kalkan kaşıyla bana soru sorduğunda inleyip yüzümü göğüslerine bastırdım “Haksızlık ama.. can evimden vuruyorsun beni.” dudaklarımı büzüp onu baktığımda çatılı yüzü biraz olsun gevşeyip boynuma sarıldı. Göğsüne beni bastırırken saçlarımı sevdi “Bana bu kadar düşkün olma.. neyse, babanlar gelmeden önce eksikleri alman lazım. Annen ve Yağız önden geleceklerini söylemişlerdi, yarım saate gelmiş olurlar.” Çekiştirdiği saçlarımı okşayıp düzeltirken doğrulduk “Sana olan düşkünlüğüme bile kızacak mısın gerçekten?” Mırıldandığımda omuzlarını silkti “Gerek yok ki. Neyse tartışmaya değmez hadi hadi koş eksikleri al.” Kolumdan tutup yataktan kaldırdı omuzlarımdan iteklerken aklına gelen eksikleri söyleyip duruyordu. Söylenmeleri az önceki cümlesini unutturmak için yaptığı bir şey olduğunu bildiğimden kapının önüne kadar sürüklenmeye razı geldim, beni itekleyen kolunu tutup bana bakmasını sağladım “Şimdiye kadar sana olan düşkünlüğümü belli ki yeteri kadar sana yansıtamamışım, güzeller güzeli eşim benim deli dolu sevgimden kaçabileceğini mi sanıyor? Asla olmayacak böyle bir şey.” Meydan okurcasına bakıp yanağını sevdim, üzerinde yükselen gölgemle bana aşağıdan baktı “Bazen o küçük kafanın içinde neler geçiyor anlayamasam da bu her istediğini yapacağım anlamına gelmiyor Yaren. Şu an hasta olman ve ailemizin gelmesinden dolayı bazı şeyleri görmezden geliyorum. Bu, bana dediklerini unuttum anlamına gelmiyor. İkimiz de iyi olduğumuzda oturup uzun uzadıya konuşacağız. Şimdi…” düşen yüzünü severken eğildim, göz temasımızı kesmeden dudaklarına dudaklarımı bastırdım “Karımın benden istediklerini alıp gelmem lazım. Seni çok seviyorum beni çok özleme diye hemen geleceğim.”

Alt dudağını ısırıp çekiştirdiğimde kaşları çatılıp gözleri hızla kapandı. Sırıtıp saçlarını dağıttım, evden dışarı çıktım. Benden istediklerini alıp dönmem yaklaşık 50 dakikamı alınca bana kızmaması için rüşvet olarak birkaç çikolatayı cebime saklamıştım. Arabayı otoparka bıraktığımda Kaan’ın arabası gözüme çarptı. Ne olduğunu anlayamadan arabadan inen annesine ve babasına baktım, arabayı yerine park ettikten sonra arabadan atlayıp arkamda kalan arabaya döndüm. Arabadan en son inen Kaan da beni görünce yüzündeki sıkıntıyı görebildim.
Annesiyle babası arkası dönük bir şey konuşurken birbirimize yaklaştık, formaliteden elini uzatsa da tutmadım ona soran gözlerle bakarken mırıldandım “Bugün evime senin ailenin geleceği bilgisi bana gelmedi? Misafirliğe geldiğiniz evin sahipleri belki müsait değil nasıl haber vermeden gelirsiniz?” Kaan yüzünü ekşitip elini çekerken gözlerini kapattı “Zaten seni ve Yaren’i defalarca kez aradım… 20 dakika önce annem Yaren’e ulaştı, sadece birkaç dakika kalacağız. Babam Yaren’i merak ediyor.” Sözleri üzerine bu sefer bizi bir aracın farları aydınlattı. Gözlerimi kısıp soluma baktığımda annemlerin aracını gördüm. “Siktir.. şimdi anneme de denk geldiğinize göre o birkaç dakika benim istediğim uzunlukta olmayacak..” mırıldanırken Kaan annesine ve babasına döndü, babası yanımıza gelirken bu sefer arabadan Yağız ve annem indi “Oğlum neden burada dikiliyorsun? Ah, Nilgün hanım, Orhan bey. Sizleri burada görmeyi hiç beklemiyordum.”

Annem şaşkınlıkla Kaan’ın yanında duran çifte seslendiğinde Nilgün hanım da annemi görünce şaşırdı, saygıyla birbirlerini selamlarken hafif bir sohbet döndü “Anlıyorum.. neden sadece birkaç dakika duruyorsunuz canım. Eminim ki Yaren de sizin akşam yemeğine kalmanızı ister.” Anneme sinirli gözlerimi döndürdüğümde görmezlikten gelip Nilgün hanımın koluna girip bina girişine ilerledi “Yarenciğimiz bizlere çok güzel yemekler hazırladığını söyledi, yetmezse bile biz bizeyiz canım. Dışarıdan da isteriz.” Yağız arkamdan gelirken kolumu tutup kafasını salladı, kulağıma eğildi “Abi sanırım annem ve babam bu kişilerin geleceğini önceden biliyordu.” Kaan ve ben ona baktığımızda elimi alnıma vurdum, Nilgün hanım ile annemin arkadaş olmasından öte Orhan beyle babam çok yakın arkadaştılar. Onlara Yaren’in koruyucu ailesi olmalarından hiç bahsetmemeliydim… Asansör içerisinde de annem ile Nilgün hanım konuşurken Orhan bey yanımda durdu. Değişen sayılara bakarken endişeyle Yaren’e nasıl açıklayacağımı düşündüm, bu durum onu gereksiz yere gerginliğe sürükleyecekti. Kendi düşüncelerime dalmıştım ki biri elimdeki poşetleri aldı. Sağımda duran Kaan bir poşeti aldı, cebindeki küçük oyuncağı çıkarıp gösterdi “Bize kızacağını bildiğimden rüşvetimle geldim, sana vermemi ister misin?” Elindeki küçük oyuncağa bakarken kafamı salladım ben de cebimdeki çikolatayı gösterdim “Alışveriş yapmamı istemişti ama acele edip gelemediğimden ben de rüşvetimle geldim..” ikimizde birbirimize bakarken arkamda duran Yağız cıkladı, ona baktığımızda umutsuz bir şekilde kafasını iki yana salladı “Abi, Yaren abla bunlara kanmayacaktır. Bence bugün ikiniz de sağlam bir trip yemek için hazırlayın kendinizi.”

Kaan’ın ve benim omzuma vurup konuştuğunda Orhan beyin yanımızda güldüğünü duyduk “Yaren size kızsa da ikinizin de çok seviyor, size kıyamaz merak etmeyin..” Orhan beyin konuşmasıyla asansör durdu, annemle Nilgün hanım gülümseyerek indi “Elbette bu biraz bizim suçumuz, bu yaşlı bunakları affedin olur mu?” Sırtıma vurup eşinin yanına geçtiğinde midemin ağrıdığını şimdiden hissedebiliyordum. Kapı çalındı, sabırsız bir bekleyişin ardından evimin kapısı aralandı. Aralanan kapının ardından Yaren ile göz göze geldiğimizde ten renginin solmuş olduğunu gördüm işte şimdi asıl savaş başlıyor..

Prev
Novel Info

YOU MAY ALSO LIKE

I’ll Give You the Most Rotten One
Ekim 28, 2024
xxlarge-328×500
That Lady’s Stalker (Novel)
Nisan 13, 2025
The Cruelty of Salvation
The Cruelty Of Salvation
Ocak 8, 2026
Portrait-of-An-Arrogant-Master
Portrait of An Arrogant Master
Eylül 19, 2025

MANGA DISCUSSION

  • Dram (8)
  • Novel (4)
  • Romantik (4)
  • Romantizm (4)
  • Shoujo (8)
  • Smut (1)
  • Tarihi (4)
  • Webtoon (6)

    Sitemizde yapılan paylaşımlar orijinal serilerin reklamı niteliğinde olup yapılan tüm paylaşımlar gönüllü kişiler tarafından yapılmaktadır. Bu yüzden hiçbir ticari amaç yoktur. Sitemizde bulunan serilerin şirketinizin ve/veya şahsınızın yayın haklarını ihlal ettiğini düşünüyorsanız lütfen lithescan@gmail.com adresine mail atarak bildiriniz.

    Sign in

    Lost your password?

    ← Back to Lithescan

    Sign Up

    Register For This Site.

    Log in | Lost your password?

    ← Back to Lithescan

    Lost your password?

    Please enter your username or email address. You will receive a link to create a new password via email.

    ← Back to Lithescan

    Caution to under-aged viewers

    Confesser

    contains themes or scenes that may not be suitable for very young readers thus is blocked for their protection.

    Are you over 18?